Teknoloji Çocukların Düşmanı Değil, Yanlış Kullanımın Sonucudur

Teknoloji Çocukların Düşmanı Değil, Yanlış Kullanımın Sonucudur

Kazım Yıldırım •

# Teknoloji Çocukların Düşmanı Değil, Yanlış Kullanımın Sonucudur

## Bir çocuğun dünyasında ekranın yeri

Teknoloji hayatımızın her alanına girmiş durumda. Sabah gözümüzü açtığımızda telefona bakıyor, işlerimizi bilgisayarla yürütüyor, alışverişimizi internet üzerinden yapıyor, sevdiklerimizle görüntülü konuşuyoruz. Çocuklar ise teknolojinin içine doğuyor.

Bugünün çocukları, bizim çocukluğumuzda hayal bile edemeyeceğimiz cihazları küçük yaşta tanıyor. Tabletler, akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve yapay zekâ uygulamaları onların günlük hayatının bir parçası haline geliyor.

Bu durum birçok anne babayı endişelendiriyor. “Çocuğum çok fazla ekran kullanıyor mu?”, “Derslerinden uzaklaşır mı?”, “Arkadaşlarıyla iletişimi bozulur mu?”, “Teknoloji onu tembelleştirir mi?” gibi sorular ailelerin zihnini meşgul ediyor.

Bu soruların hepsi önemlidir. Ancak teknolojiye yalnızca bir tehlike gibi bakmak da doğru değildir. Çünkü sorun çoğu zaman teknolojinin kendisinde değil, nasıl kullanıldığındadır.

Bir çocuğun elindeki tablet onu tembelleştirebilir. Fakat aynı tablet, doğru kullanıldığında yeni bilgiler öğrenmesini, merak ettiği konuları araştırmasını, farklı dünyaları tanımasını ve kendini geliştirmesini sağlayabilir.

Teknoloji bir araçtır. Onu iyi ya da kötü yapan, kullanma biçimimizdir.

## Ayşe’nin hikâyesi

Kızım Ayşe’nin teknolojiyle tanışması hayatının ilk gecesinde başladı. Hastaneden eve geldiğimiz o ilk gece uzun süre ağladı. Onu sakinleştirmek için elimizden geleni yaptık fakat başarılı olamadık.

Tam o sırada sokaktaki camiden ezan sesi yükseldi. Ayşe bir anda sustu. Sanki o sesi daha önce tanıyormuş gibi dikkatle dinledi ve kısa süre sonra uykuya daldı.

Bu olaydan sonra onun uyumasına yardımcı olması için telefonuma ezan kaydı indirdim. Böylece Ayşe, daha hayatının ilk günlerinden itibaren küçük bir ekranın içinden yükselen seslerle tanışmış oldu.

O zamanlar bunun ileride nasıl bir hikâyeye dönüşeceğini bilmiyorduk. Sadece ağlayan bebeğimizi sakinleştirmeye çalışıyorduk.

Ayşe üç yaşına geldiğinde ona bir telefon aldık. Bunun önemli bir nedeni vardı. Vaktinin büyük bölümünü anneannesi ve dedesiyle geçiriyor, bazen onların evinde kalıyordu. Yaşlı oldukları için teknolojiyle çok fazla ilgilenemiyorlardı. Bu nedenle aile içinde Ayşe’ye ulaşmanın en kolay yolu onun telefonu olmuştu.

Telefonu ilk aldığında elinden almak kolay olmadı. O telefonu yalnızca oyun oynamak için kullanmıyor, aynı zamanda ailemizden gelen aramaları cevaplıyordu. Bazen onu arıyor, telefonu açmasını bekliyor, ardından dedesine ya da anneannesine vermesini istiyorduk.

Üç yaşındaki bir çocuğun telefonlara cevap vermesi bizim için hem eğlenceli hem de şaşırtıcıydı. Ayşe, daha o yaşta teknolojiyi bir iletişim aracı olarak kullanmaya başlamıştı.

## Ekran çocuğun hayatının tamamı değildir

Ayşe’nin hayatında telefon ve tablet vardı. Fakat onun çocukluğu yalnızca ekranlardan oluşmadı.

Üç yaşındayken babasıyla top oynadı. Bazen evimizin salonunda, bazen koridorda, bazen dedesinin evinde, bazen de parkta birlikte vakit geçirdik. Bir top, küçük bir salon ve birkaç saatlik baba-kız zamanı onun için çoğu zaman pahalı oyuncaklardan daha değerliydi.

Lunaparkta en çok çarpışan arabaları sevdi. Bu, onun adeta tek tutkusu haline geldi. Arabalara binerken yüzündeki heyecanı görmek, teknolojik bir cihazın verebileceği mutluluktan çok farklıydı.

Çocuk parklarında oynadı, AVM’lerdeki oyun alanlarında dönen salıncağa bindi, bisiklete bindi, alışveriş yaptı, dışarıda yemek yedi ve arkadaşlarıyla vakit geçirdi.

Bu nedenle Ayşe’nin hayatında teknoloji vardı ama teknoloji hayatının tamamı değildi.

Bence asıl önemli nokta da budur. Çocukların ekran kullanması değil, ekran dışında hiçbir şeyle ilgilenmemesi tehlikelidir.

Bir çocuk tablet kullanabilir. Fakat aynı zamanda parka da gidebilmeli, top oynayabilmeli, arkadaşlarıyla konuşabilmeli, ailesiyle yemek yiyebilmeli ve kitap okuyabilmelidir.

Denge, çocuğu teknolojiden uzaklaştırmakla değil, hayatın diğer alanlarını da canlı tutmakla sağlanır.

## Tablet, bilgisayar ve merak

Okul çağı geldiğinde Ayşe’nin hayatına tablet ve bilgisayar da girdi. Çevremizdeki bazı insanlar, küçük yaşta sürekli ekran kullanan çocukların derslerinde zorlanacağını düşünüyordu.

Bu endişeyi anlamak mümkündü. Çünkü kontrolsüz ekran kullanımı gerçekten de çocukların dikkatini dağıtabilir. Ancak Ayşe’nin hayatında teknoloji farklı bir yere oturdu.

Tablet onun için yalnızca oyun aracı olmadı. Merak ettiği konuları araştırdığı, dersleriyle ilgili bilgi aldığı ve yeni şeyler keşfettiği bir pencereye dönüştü.

Ayşe ilkokula başladığı günden itibaren başarılı bir öğrenci oldu. Her dönemi takdir belgesiyle kapattı. Yaz tatillerinde yalnızca ekran başında zaman geçirmedi; spor salonlarına gitti, Kur’an kursuna devam etti ve farklı alanlarda kendini geliştirdi.

Bu durum bize önemli bir şeyi gösterdi:

Bir çocuğun tablet kullanması onun başarısız olacağı anlamına gelmez. Başarıyı belirleyen şey, çocuğun teknolojiyle nasıl bir ilişki kurduğudur.

Eğer çocuk yalnızca hazır eğlence tüketiyorsa, teknoloji onu pasifleştirebilir. Fakat merak ediyor, araştırıyor, üretiyor ve öğrendiklerini hayatına katıyorsa teknoloji onun gelişimine katkı sağlayabilir.

## Babadan yapay zekâya

Ayşe ikinci sınıfa kadar derslerinde çoğu zaman benden yardım aldı. Anlamadığı konuları birlikte çalıştık, ödevlerini kontrol ettik ve sınavlarına beraber hazırlandık.

Üçüncü sınıfa geçtiğinde ise yapay zekâyla tanıştı. ChatGPT, Ayşe için dersleri onun yerine yapan bir araç olmadı. Daha çok anlamadığı konuları açıklayan, farklı örnekler veren ve sorularına cevap bulmasına yardımcı olan bir çalışma arkadaşı haline geldi.

Ayşe bir konuyu anlamadığında yapay zekâya soru sorabiliyor, verilen açıklamayı okuyabiliyor ve ardından kendi cümleleriyle cevap vermeye çalışıyordu.

Burada önemli olan, yapay zekânın çocuğun yerine düşünmemesidir. Yapay zekâ bir çocuğun ödevini tamamen yaparsa çocuk kısa vadede işini kolaylaştırmış olur. Fakat uzun vadede öğrenme fırsatını kaçırır.

Bu yüzden çocuklara yapay zekâyı nasıl kullanacaklarını öğretmek gerekir.

Yapay zekâya şu sorular sorulabilir:

“Bu konuyu bana daha basit anlatır mısın?”

“Bana üç örnek verir misin?”

“Bu soruyu çözmek için hangi adımları izlemeliyim?”

“Cevabımı kontrol eder misin?”

Bu yaklaşım çocuğu hazır cevaba bağımlı hale getirmez. Aksine onu düşünmeye, araştırmaya ve öğrenmeye yönlendirir.

Ayşe’nin başarısı yalnızca tabletin ya da yapay zekânın sonucu değildir. Onun merakı, çalışkanlığı, sakinliği ve öğrenmeye istekli olması da en az teknoloji kadar önemlidir.

## Sınav günlerinde sakin kalan bir çocuk

Ayşe sınav günlerinde genellikle heyecanlanmaz. Anne ve babası olarak bazen biz ondan daha fazla heyecanlanırız. O ise oldukça sakin bir şekilde:

“Bugün sınav var ama ben zaten hepsini biliyorum,” der.

Bu cümle onun kendine olan güvenini gösterir. Elbette her şeyi bilmek mümkün değildir. Fakat Ayşe çalıştığı ve hazırlandığı zaman kendine güveniyor.

Teknoloji bu hazırlık sürecinde ona yardımcı oluyor. Fakat çalışmanın yerini almıyor.

Bir konuyu videodan izlemek, yapay zekâdan açıklama istemek veya internetten örnek soru çözmek faydalı olabilir. Ancak çocuk bunları kendi çabasıyla birleştirmediğinde gerçek öğrenme gerçekleşmez.

Bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır. Fakat bilgiyi anlamak, değerlendirmek ve kullanmak hâlâ çocuğun kendi sorumluluğudur.

## Aile rehberliği olmadan teknoloji eksik kalır

Bir çocuğa telefon veya tablet vermek, ona teknoloji eğitimi vermek değildir.

Ailelerin çocuğa bazı alışkanlıkları kazandırması gerekir:

Ekran başında geçirilen zamanın sınırını bilmek, güvenli internet kullanımını öğrenmek, kişisel bilgileri paylaşmamak, tanımadığı kişilerle iletişim kurmamak ve gördüğü her bilgiye hemen inanmamak bunlardan bazılarıdır.

Çocukların internette karşılaştıkları her içerik doğru değildir. Her video faydalı değildir. Her uygulama güvenli değildir.

Bu nedenle anne babaların çocuklarını yalnız bırakmaması gerekir. Bu, çocuğun yanında sürekli oturmak anlamına gelmez. Onun ne izlediğini, ne öğrendiğini ve hangi uygulamaları kullandığını bilmek yeterlidir.

Aileler çocuklarına yasak koymadan da sınır koyabilir.

“Bunu kullanamazsın,” demek yerine:

“Bunu birlikte inceleyelim.”

“Bu uygulamanın güvenli olup olmadığına bakalım.”

“Bunu izledikten sonra ne öğrendiğini bana anlatır mısın?”

gibi cümleler kurulabilir.

Böylece çocuk teknoloji konusunda korkutulmaz, bilinçlendirilir.

## Teknolojiyle gerçek hayat arasında denge

Ayşe’nin günlük hayatı okul, aile, arkadaşlar, kitaplar, alışveriş, bisiklet, oyun ve teknoloji arasında geçiyor.

Okuldan sonra evde zaman geçiriyor. Bazen dışarıdan yemek söylemeyi, bazen alışveriş yapmayı, bazen kitap okumayı seviyor. Arkadaşlarıyla arası iyi. Fırsat buldukça arkadaşlarıyla vakit geçiriyor ve onlara küçük hediyeler almayı seviyor.

Öğretmenleriyle arası iyi. Ödevleri ve sınavları WhatsApp grubundan takip ediyor. Sınav günlerinde sakin kalabiliyor.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Teknoloji, çocuğun hayatındaki diğer ilişkileri yok etmek zorunda değildir.

Doğru kullanıldığında teknoloji arkadaşlıkları güçlendirebilir, aile bireylerini birbirine yaklaştırabilir ve öğrenmeyi kolaylaştırabilir.

Fakat teknoloji gerçek ilişkilerin yerine geçmemelidir.

Bir çocuğun annesiyle konuşmaya, babasıyla oyun oynamaya, anneannesiyle vakit geçirmeye, dedesinin evine gitmeye ve arkadaşlarıyla yüz yüze görüşmeye ihtiyacı vardır.

Ekranlar bu ilişkileri destekleyebilir ama onların yerini tutamaz.

## Küçük bir sorumluluk anı

Ayşe üç yaşındayken beni şaşırtan bir olay yaşamıştık.

Arabada giderken avucunda bir şey sakladığını fark ettim. Ne olduğunu söylemiyor, elini kapalı tutuyordu. Eve varana kadar onu elinde taşıdı.

Arabadan indiğimizde doğrudan bir çöp kutusuna gidip elindekini attı.

O an hem şaşırdım hem de sevindim. Çünkü küçük yaşına rağmen elindeki şeyi yere atmak yerine çöp kutusuna kadar götürmüştü.

Bu olayın teknolojiyle doğrudan ilgisi yoktu. Fakat