Koltuk Siyaseti ve Tutsak Seçmen: Türkiye Siyasetinin Değişmeyen Çıkmazı

Koltuk Siyaseti ve Tutsak Seçmen: Türkiye Siyasetinin Değişmeyen Çıkmazı

Kazım Yıldırım •

## Koltuk Siyaseti ve Tutsak Seçmen: Türkiye Siyasetinin Değişmeyen Çıkmazı

Türkiye’de siyaset konuşmak, yıllardır aynı filmi farklı aktörlerle, aynı senaryo üzerinden tekrar tekrar izlemekten öteye geçmiyor. İktidarıyla muhalefetiyle siyaset kurumu, ülkenin kronikleşmiş ekonomik, sosyal ve adalet sorunlarına çözüm üretmek yerine, koltuğu koruma ya da koltuğu ele geçirme satrancına sıkışmış durumda. Seçmen ise bu tükenmiş döngünün içinde yıllardır sadece birer oy deposu, birer taraftar olarak görüldü.

Bugün Türkiye siyasetine baktığımızda, ideolojilerin ve ilkelerin uçup gittiğini, geriye sadece hamaset, kutuplaşma ve koltuk kavgalarının kaldığını net bir şekilde görebiliyoruz.

## İktidarın "Bekâ" Retoriği ve Gerçeklikten Kopuş

Yıllardır ülkeyi yöneten iktidar bloğu, her sıkıştığında sığındığı "bekâ" söylemi ve dış düşmanlar argümanıyla toplumsal sorunları halının altına süpürmekte ustalaştı. Enflasyon patlar, alım gücü erir, gençler ülkeyi terk etmek için fırsat kollar, adalet mekanizması güvenilirliğini tamamen yitirir; ancak iktidar cephesinden gelen yanıt hep aynıdır: "Kriz küresel, dış güçler bizi hedef alıyor."

Sorunları çözmek yerine algıyı yönetmeyi seçen bu anlayış, devleti bir parti devletine dönüştürdü. Liyakatin yerini sadakat aldı; kritik kurumlara işin ehli olanlar değil, iktidara biat edenler getirildi. Sonuç mu? Denetlenmeyen, şeffaflıktan uzak, hesap vermeyen ve sadece kendi elit sınıfını besleyen devasa bir bürokratik çark. İktidar, halkın yoksullaşmasını görmezden gelerek kendi hikâyesini yazmaya ve bu kurgusal dünyada yaşamaya devam ediyor.

## Koltuk Meraklısı ve Çaresiz Muhalefet

Peki, alternatif olması gereken muhalefet ne yapıyor? Türkiye’nin en büyük talihsizliği, tükenmiş bir iktidarın karşısında en az iktidar kadar hantal, vizyonsuz ve kendi iç kavgalarıyla boğuşan bir muhalefet bulmasıdır.

Muhalefet partileri, her seçim yenilgisinden sonra "nerede yanlış yaptık?" muhasebesi yapmak yerine, genel merkez koltuklarını koruma savaşlarına tutuşuyor. Halk değişim beklerken, aynı isimler yirmi yıldır aynı koltuklarda oturmaya devam ediyor. Vizyoner projeler üretmek, topluma güven vermek ve gerçekçi çözümler sunmak yerine, iktidarın hataları üzerinden siyaset yapmayı alışkanlık haline getirdiler. "Biz zaten kazanırız, nasıl olsa halk iktidardan bktı" mantığıyla hareket eden bu zihniyet, seçmene hiçbir umut vadedemiyor. İktidarın kutuplaştırıcı dilini eleştirip, kendi taraftarlarını aynı sertlikle konsolide etmeye çalışan muhalefet, Türkiye’nin kalibreli siyaset ihtiyacını kesinlikle karşılayamıyor.

## Tutsak Seçmen Psikolojisi ve Fanatizm

Bu tablonun en acı yanı ise seçmenin ta kendisidir. Türkiye’de siyaset, futbol maçı izler gibi takip ediliyor. Partiler, taraftarlarına ne kadar kötü politika uygularsa uygulasın, seçmen aidiyet duygusuyla hataları görmezden geliyor.

İktidar seçmeni, yaşanan ekonomik sefalete rağmen "15 Temmuz'u, dış mihrakları" düşünerek oy vermeye devam ederken; muhalefet seçmeni de "en azından diğerleri gelmesin" korkusuyla yetersiz adaylara ve ilkesiz ittifaklara mahkum ediliyor. Bireyler, hak arayan birer yurttaş olmak yerine, siyasi liderlerin arkasında hizalanan "fanatiklere" dönüştürüldü. Bu durum, siyasetçilere istedikleri gibi at koşturma alanı veriyor; çünkü nasıl olsa eleştirilmeyeceklerini, ne yaparlarsa yapsınlar o oyların geleceğini biliyorlar.

## Sonuç: Çözüm Nerede?

Türkiye siyaseti, ülkenin potansiyelini, gençlerin geleceğini ve toplumsal huzuru tüketen bir kısır döngü içinde debeleniyor. Ne iktidarın hamaset siyaseti ne de muhalefetin koltuk kavgası bu ülkeye bir şey kazandırabilir.

Ülkenin gerçekten düzlüğe çıkabilmesi için; etiketlerin, partilerin ve lider kültünün ötesine geçip

liyakati, hukukun üstünlüğünü, şeffaflığı ve akılcı politikaları

savunan yepyeni bir siyasi akla ve cesur yurttaş duruşuna ihtiyaç var. Aksi takdirde, bu düzen böyle gelmiş, böyle gitmeye devam edecektir.