52 Yaşında Kendime Baktığımda

52 Yaşında Kendime Baktığımda

mustafa ışıl •

# 52 Yaşında Kendime Baktığımda

52 yaşındayım.

İnsan bazı yaşlara geldiğinde takvimdeki sayıyı değil, hayatının geride kalan kısmını görmeye başlıyor. Eskiden yaş almak benim için sadece doğum günlerinde değişen bir rakamdı. Şimdi ise her geçen yıl, hatta bazen her geçen gün, bana başka bir şey söylüyor.

Yaşlılığın ne olduğunu artık biraz daha iyi anlıyorum.

Belki henüz yaşlı değilim. Ama gençliğin geride kaldığını hissediyorum. İnsan bunu aynaya bakınca değil, geçmişini düşününce anlıyor. Bir zamanlar sonsuzmuş gibi gelen zamanın aslında ne kadar kısa olduğunu fark ediyorsun.

52 yıl...

Dile kolay.

Bu yılların içinde ne çok şey yaşandı. Ne çok insan geldi geçti hayatımdan. Ne çok hayal kurdum. Ne çok şeyden vazgeçtim. Ne çok şeyi erteledim.

"Sonra yaparım" dediğim ne çok şey oldu.

Ama hayatın en acı taraflarından biri şuymuş:

Bazı şeylerin "sonrası" olmuyor.

Gençken bunu bilmiyorsun. İnsan hep önünde uzun yıllar olduğunu düşünüyor. Para kazanırım, borçlarımı öderim, biraz rahatlarım, sonra gezerim, sonra kendime zaman ayırırım, sonra sevdiğim şeyleri yaparım...

Sonra bir bakıyorsun, yıllar geçmiş.

Ve o "sonra", hayatının en büyük kayıplarından biri olmuş.

Ben de yaşamadığım şeyleri düşünüyorum.

Yapmak isteyip yapamadıklarımı...

Gitmek isteyip gidemediğim yerleri...

Sevmek isteyip belki de korktuğum insanları...

Kendime ayırmadığım zamanları...

Sırf para kazanmak, borç kapatmak, bir şeyleri düzeltmek için harcadığım yılları...

Bazen geçmişe dönüp kendime bakıyorum.

"Keşke" diyorum.

Keşke bazı kararları başka türlü verseydim.

Keşke bazı insanlara daha fazla değer verseydim.

Keşke bazı insanlardan daha erken uzaklaşsaydım.

Keşke elimdeki parayı daha iyi değerlendirseydim.

Keşke borçların içine bu kadar girmeseydim.

Keşke kazandığım zamanlarda geleceği daha fazla düşünseydim.

Çünkü hayatımda çok garip bir şey oldu.

Elime zaman zaman çok para geçti.

Belki birçok insanın hayal edemeyeceği kadar para geçti.

Ama o paralar hayatımı zenginleştirmek yerine, çoğu zaman beni başka borçların içine sürükledi.

Para geldi.

Harcanmadı sadece...

Bazen geleceğimden harcandı.

Borç aldım.

Borç kapattım.

Sonra başka bir borç çıktı.

Bir şeyleri düzeltmek için borçlandım.

Borcu kapatmak için yeniden borçlandım.

Bir süre sonra insan parayı yönetmeyi bırakıyor, para ve borçlar insanın hayatını yönetmeye başlıyor.

Ve bunun ne kadar yorucu olduğunu ancak yaşayan bilir.

Dışarıdan bakıldığında belki her şey normal görünür.

Ama insanın kafasının içinde sürekli bir hesap makinesi çalışır.

"Şunu ödemem lazım."

"Bu ay nasıl yetişecek?"

"Şu borcu biraz daha erteleyebilir miyim?"

"Bir yerden para bulmam lazım."

"Bu ay da atlatalım."

Ve insan sürekli "bu ayı atlatalım" derken yıllar geçiyor.

Hayatın kendisi geçiyor.

Bazen düşünüyorum da, ben sadece para kaybetmedim.

Zaman da kaybettim.

Huzur da kaybettim.

Uykular da kaybettim.

Belki bazı insanları da bu yüzden kaybettim.

Çünkü maddi sıkıntı sadece cebine dokunmuyor.

İnsanın karakterine, ilişkilerine, hayallerine ve kendine bakışına da dokunuyor.

Bir süre sonra insan kendisini başarısız hissetmeye başlıyor.

"Ben nerede yanlış yaptım?" diye soruyor.

"Bu kadar çalıştım, neden hâlâ buradayım?" diyor.

"Başkaları hayatını kurdu, ben neden hâlâ mücadele ediyorum?" diye düşünüyor.

En kötüsü de insanın kendisine kızması.

Çünkü geçmişi değiştiremiyorsun.

Ne kadar pişman olursan ol, dün geri gelmiyor.

Keşke dediğin hiçbir şey yeniden yaşanmıyor.

52 yaşında bunu daha iyi anlıyorum.

Artık geçmişle kavga etmenin hiçbir şeyi değiştirmediğini biliyorum.

Ama insan yine de geçmişine bakıyor.

Çünkü insan geçmişini tamamen geride bırakamıyor.

Onu yanında taşıyor.

Bazen bir şarkıda...

Bazen eski bir fotoğrafta...

Bazen yalnız kaldığı bir gecede...

Bazen cebindeki parayı hesaplarken...

Bazen de hiçbir sebep yokken.

Bir anda geçmiş bütün ağırlığıyla karşına çıkıyor.

Benim de çıkıyor.

Yaşayamadıklarım geliyor gözümün önüne.

Hatalarım geliyor.

Kaybettiklerim geliyor.

Çektiğim maddi sıkıntılar geliyor.

Bir zamanlar sahip olduğum ama kıymetini bilemediğim şeyler geliyor.

Ve insan o zaman anlıyor:

Hayatta bazı şeylerin değeri, onları kaybettikten sonra anlaşılıyor.

52 yaşında artık hayattan çok büyük şeyler istemiyorum.

Eskiden daha büyük hayallerim vardı belki.

Çok para kazanmak...

Her şeye sahip olmak...

İnsanlara bir şeyler ispatlamak...

Daha büyük bir hayat yaşamak...

Şimdi ise isteklerim daha sade.

Borçsuz bir hayat istiyorum.

Kafamın rahat olduğu bir sabah istiyorum.

Uyandığımda ilk düşündüğüm şeyin para olmamasını istiyorum.

Bir yere giderken hesabını yapmak zorunda olmadığım günler istiyorum.

Sevdiklerimle oturup kahve içebilmek...

Bir yere giderken "bunu karşılayabilir miyim?" diye düşünmemek...

Geçmişin yükünü biraz olsun sırtımdan indirmek...

Ve en önemlisi, kalan hayatımı geçmişte kaybettiklerime üzülerek tüketmemek istiyorum.

Çünkü 52 yaşında öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu:

İnsanın hayatında hâlâ "kalan" vardır.

Evet, geçmiş geri gelmeyecek.

Ama hayat henüz bitmedi.

Belki gençliğimi geri alamam.

Ama bundan sonraki yıllarımı daha bilinçli yaşayabilirim.

Geçmişte yaptığım hataları silemem.

Ama aynı hataları bir daha yapmayabilirim.

Kaybettiğim paraları geri getiremeyebilirim.

Ama bundan sonra elimdekinin kıymetini bilebilirim.

Yaşayamadığım yılları geri getiremeyebilirim.

Ama kalan yıllarımı yaşayabilirim.

Belki de insanın gerçek zenginliği burada başlıyor.

Çok paraya sahip olmak değil...

Kendi hayatının kontrolünü yeniden eline almak.

52 yaşındayım.

Hayatımda hatalar yaptım.

Yanlış kararlar verdim.

Çok para kazandım, çok para kaybettim.

Borçlandım.

Yoruldum.

Üzüldüm.

Bazen kendime kızdım.

Bazen kendimi başarısız hissettim.

Bazen "keşke"lerle dolu geceler geçirdim.

Ama hâlâ buradayım.

İşte belki de en önemli şey bu.

Hâlâ buradayım.

Hâlâ nefes alıyorum.

Hâlâ yeni bir güne uyanıyorum.

Hâlâ bir şeyler değiştirebilirim.

Belki bundan sonra hayatımı baştan yazamam.

Ama kalan sayfaları daha güzel yazabilirim.

Artık başkalarına kendimi kanıtlamak istemiyorum.

Kendime kanıtlamak istiyorum.

"Bak, bunca şeyden sonra hâlâ ayağa kalkabiliyorum" demek istiyorum.

Belki bundan sonra çok zengin olmayacağım.

Belki geçmişte kaybettiklerimin hepsini geri kazanamayacağım.

Ama huzur diye bir şey var.

İnsanın kendiyle barışması diye bir şey var.

Geçmişi affetmek diye bir şey var.

Ve belki insan 52 yaşında hayatın en büyük derslerinden birini öğreniyor:

Geçmişte ne kadar hata yaptığın değil, o hatalardan sonra nasıl bir insan olduğun önemli.

Ben artık geçmişime bakıp sadece üzülmek istemiyorum.

Çünkü geçmiş benim öğretmenim olsun istiyorum, hapishanem değil.

Yaşamadığım şeylerin yasını tutmak yerine, yaşayabileceğim şeylere bakmak istiyorum.

Kaybettiklerimi düşünmek yerine elimde kalanları görmek istiyorum.

Ve kendime şunu söylemek istiyorum:

"Geç kaldın belki...

Ama tamamen bitmiş değil."

52 yaşındayım.

Önümde kaç yıl olduğunu bilmiyorum.

Kimse bilmiyor.

Belki çok, belki az.

Ama artık şunu biliyorum:

Hayatın ne kadar uzun olduğu kadar, kalan zamanın nasıl yaşandığı da önemli.

Bu yüzden bundan sonra daha az "keşke"...

Daha az korku...

Daha az borç...

Daha az kendime kızmak...

Ve daha çok hayat istiyorum.

Bir sabah uyandığımda geçmişi düşünmeden güne başlamak istiyorum.

Bir gün aynaya baktığımda sadece yaşlanan yüzümü değil, bütün bunlara rağmen ayakta kalmış bir adam görmek istiyorum.

Çünkü bazı insanlar hayatı kolay yaşar.

Bazıları ise sürekli mücadele ederek.

Benim hikâyem belki kolay olmadı.

Ama hâlâ benim hikâyem.

Ve hikâyenin son sayfasını henüz yazmadım.

52 yaşındayım.

Belki gençliğim geride kaldı.

Ama hayatım hâlâ önümde.

Ve bundan sonra, elimden geldiğince...

kendim için yaşayacağım.